1

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Benim aklıma da başka şeyler geliyordu işte… Pervin Savaş’a ulaşamıyordum. Dünden bu yana kadınla görüşmem bir türlü mümkün olmamıştı. Saat kaç olursa olsun demiştim kendisine, ama kadının umurunda
değildi. Yırtılan Deli Bekir’in yakası der ya eskiler, işte benimki de öyle bir durumdan ibaretti. Şube’de bizimkileri çay simit faslında buldum. Kenan önündeki dosyayı karıştırırken, bir yandan da bilgisayar ekranına göz atıyordu. Selim’in sırtı dönüktü. Muhtemelen pencereden aşağıyı seyrediyordu. Kim bilir kafasında ne vardı? Aslında anlamamak hiç de zor değildi. Boşanma işini düşünüyordu besbelli. Şeref yediği simidin susamları masaya dökülmesin diye serdiği gazetedeki yazıları okuyordu. Eski gazetede artık ne varsa ilgisini çeken, epeyce dalmıştı. Bizim gözde bekar Selçuk ise yeni nesil dokunmatik cep telefonundan –öyle sanıyorum şimdiki sevgilisi her kimse işte ona- mesaj yazıyordu. İçeri girdiğimi ilk fark eden Şeref oldu. “Simide yetiştin abi,” dediğinde herkes benden tarafa baktı. Selamlaşma, kısa bir hal hatır faslından sonra, Şeref’in önündeki gazetenin üzerindeki simidin bir tanesini alıp, atıştırmaya başladım. Çay da gelmişti. “Ne var ne yok Kenan?” dedim, yanına doğru eğilip. “Dün sana anlattığım işi kovalıyorum,” dedi bana bakmadan. “Ne buldun?” “Şimdilik elde bir şey yok. Yani kayıp olan herif hâlâ kayıp, diğerini de nezarete aldık.” “Yani?” “Epeyce tatava yapmış,” diyen Selim, Şeref’in karşısındaki sandalyeye oturdu. “Siz ne yaptınız?” dedim. “Ne yapacağız? Usulünce anlattık hadiseyi. İlk başlarda caz cuz etti, ama sonradan korku tabi, yelkenlerini suya indirdi. Şimdi nezarette. Fakat onu daha ne kadar tutarız bilmiyorum,” derken içeri Rasim girdi. Onun girdiğini gören herkes ayağa kalktı. “Oturun beyler, oturun,” diyerek Selim’in az önce kalktığı sandalyeye oturdu. Gazete kâğıdının üzerindeki simitlerden birine elini uzattı ilkin, sonra bana dönüp, “Sahibi var mı bunların?” dedi. Benim yerime cevabını Şeref’ten aldı. “Buyurun Müdürüm. Afiyet olsun. Çay da söyleyeyim ben size,” dedikten sonra Şeref masadaki telefondan adam başı çay söyleyip, yanımda dikildi. Onun boşalttığı sandalyeye oturdum. Rasim’le karşılıklı bakışıyorduk. Rasim, “Tazeymiş de,” diyerek simitten bir ısırık daha aldıktan sonra, “Bu nezarethanedeki herifi ne yapacağız?” dedi. “Almış gelmişsiniz de, burası da misafirhane değil ki…” “Çok tutmayacağız zaten,” dedim. “O zaman?” “Bu herifi yem olarak kullanalım diyorum. Kenan dün beni aradığında, bir profil çıkarmış,” dedim, Rasim sözümü kesti.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •