10

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Cahit Bey, iki saat sonra şubede olacağım. Orada görüşürsek sizin için daha iyi olur,” diyebildim. “Salih Bey! Eşimin cesedini nereye götüreceksiniz?” dedi sertçe. “Cahit Bey. Lütfen. Ne diyorsam onu yapın! Şube’de görüşmek iyi olur. Gerisini orada hallederiz!” dedim ben de. Sertçe değil tabi. Yumuşak, ama buyurgan bir tavırla… “Bu bir cinayet soruşturması ve siz de avukatsınız. Bize yardımcı olmanız açısından, ortak hareket etmemiz şart!” Burada yeterinceydik. Tüm ekip buradaydı. Ekstraları, yani diğer polisleri de hesaba katınca, benim olup olmamam pek bir şey ifade etmezdi. Kısacası bir yumurtayı onlarca kişinin taşımasına gerek yoktu. Kenan olsun, Selim olsun, Şeref olsun ve hatta bizim çaylak –benim gözümde hep öyle kalacak- Selçuk olsun kılı tüyü gözden kaçırmayacak yetenekte polislerdi. “Ben gidiyorum,” dedim Kenan’a. “Siz buraları halledersiniz. Bakın bakalım sağda solda neler var. Ben de Cahit’le görüşeyim. Acaba Pervin hiç tehdit edilmiş mi, onu bir araştırayım. Şube’de görüşürüz.” “Otopsiye girecek misin?” dedi Selim. Aslında bunu neden sordu anlamamıştım. Bu güne kadar soruşturduğum her cinayet davasının otopsisine girmiştim. Fakat Pervin Savaş’ın otopsisi… ne bileyim… “Bilmiyorum,” dedim isteksizce. “Hele o saat bir gelsin bakarız,” dedikte sonra bizim ekip araçlarından birini alıp, Şişli’ye doğru hareket ettim. Cahit’e bizim orada, yani cinayet büroda görüşelim demiştim. Fakat daha sonra yolda fikrimi değiştirmem gerektiğini anladım. Öyle ya, acılı bir adamın şubede ne işi vardı ki? Arayıp, beni evinde beklemesini, oraya doğru hareket halinde olduğumu söylediğimde, itiraz etmeden kabul etti. İstanbul’un sabah trafiği denen çok başlı ejderha ininden çıkmıştı ve ben o başlardan birinde gideceğim yere ulaşmakla cebelleşiyordum. Yürümüyordu. Bir gıdım hareket yoktu yolda. Sıkışık trafikte herkesin suratı asık gibi geliyordu bana. Sanki yoğun bir gaz sızıntısı vardı ortalıkta ve her an patlayabilecek gibi duruyordu. Bu yüzden bu trafikte araç kullanmaktan mümkün olduğunca kaçıyordum, ama ne yapayım ki şimdi bu azgın trafiğin tam kucağındaydım işte. Cahit’in evine ulaştığımda saat on civarıydı. İster istemez gözüm sitenin yeraltı otoparkının giriş kapısına kaydı. İşin ilginç tarafı, böyle bir sitenin kapısında bekleyen güvenlik görevlisinin olmayışıydı. Bir anlam vermeli miydim, bilmiyorum.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •