11

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Sevgili Günlük;
Tarih yok! Zaman yok! Bütün günler bana ait! Bir doğum günüm var, bir de öleceğim gün! O kadar!
Hırs ne kadar kötü bir duygu biliyor musun? Öyle ya nereden bileceksin ki? Sen boş sayfalardan oluşmuş bir deftersin en sonunda. Şu hayatta yapabileceğin en büyük hırs, birinin gelip senin üzerine bir şeyler karalaması o kadar. Merak ediyorum; kırtasiyedeki o tozlu rafta beklerken, bir gün beni de birisi alıp, bu boş sayfaları dolduracak mı diye düşündüğün oldu mu? Öyle sanıyorum ki olmuştur.
Bence şu dünyadaki her şey canlı… Bunu bazı insanlara anlatmak o denli zor ki, bazen kafalarını açıp, beyinlerine kazımak geliyor içimden. Ruslar o araştırmayı boşuna yapmış olamazlar. Hani şu maddelerin etrafındaki auraları fotoğraflamalarından bahsediyorum; Kirilyan fotoğrafçılığı yani… Öğrenebilmen için bunları senin sayfalarına yazmam lazım, ama bugün değil. Başka bir zaman! Boş sayfalar diyordum ya sevgili günlük; İşte inan bana hepimiz dünyaya geldiğimizde birer boş defteriz. Bomboş sayfalardan oluşan, bomboş bir defter gibi… İnsan aklı bir hapishanedir. Ruh, esaretini kanıtlamak için çizikler atar adamın aklına! Alındaki çizgilerdir işte bunlar… ve senin de hayat çizgilerin işte bu kelimeler. Yani senin ruhun, aslında benim! Mesela Abuzer’i ele alalım! O, çocukluğundan itibaren, onu öldürdüğüm ana kadar sahip olduğu deftere, yani aklına ya da işte her neresineyse, hep kötülükle ilgili yazılar yazmış. İnsanlara zarar vermek, onlara tecavüz etmek ve bazen de gözünü bile kırpmadan onları öldürmekle alakalı zararlı ifadeler karalamış durmuş. Sanıyorum çizdiği kargacık burgacık resimlerde çıplak oğlan çocuklarına ait! Ama onun defterini dürdüm! Peki, şu Avukat’a, yani Pervin’e ne dersin? Abuzer’le karşılaştırılmayacak kadar uzak iki kutbun ayrı ayrı iki noktası. Evet, haklı olabilirsin ve hatta haklısın da. Dünya da birbirine uzak iki kutbun ekseni etrafında dönüyor, ama sana anlatmak istediğim o değil. Daha başka bir şey. Uzak iki kutup; Abuzer ve Pervin. Birisi cehaletin ve şiddetin ortaya çıkardığı bir sapık, diğeri ise gözünü o denli para hırsı bürümüş ve bu hırsının sonucunda gerçekten cezalandırılması gereken insanların, hak ettikleri cezayı almaması için uğraşan sözüm ona adalet işçisi. Adalet işçisi… Bana öyle demişti. Adaletten bahsetmişti utanmadan. Adalete emek bahşediyordu sanki. Oysa ben çok iyi biliyorum, asla adaletle ilgisi olmadığını. Ortaya salınmasında pay sahibi olduğu sapıkların ve tecavüzcülerin ilk fırsatta yeniden çocuklara musallat olacağını adı gibi biliyordu. Bir tedavi yaratılacaksa, önce hastalık bulunmalı. Üretilen bir ilacın satılması için, o ilacın iyileştireceği
hastalığı üreten biyokimya laboratuvarları olduğunu bilmeyen mi var? İşte bu adalet sistemi de bana göre böyle işliyor.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •