13

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Şimdi asıl konumuza gelelim. Yeter bu kadar lafladığımız. Eminim bugün neler yaptığımı merak ediyorsundur…
Öğleden sonra Berat’ın mezarını ziyaret etmek düşüncesiyle onun mezarına gittim. Mezara gittiğimde ise şansımın yaver gittiğine sevindim. Nedeni ise mezarlığa giden otobüsü kaçırmamdı. Tabi ilk başta buna hayli kızmıştım. Ucu ucuna otobüs kaçırmak kadar sinir bozucu bir şey varsa o da yağmurun altında gelecek bir sonraki otobüsü beklemektir. Üstelik tam da yolun karşısındaydım. Bağırsam da fayda etmedi. Belediye otobüsünün şoförü dönüp benden tarafa bakmamıştı bile. Yarım saat bekleyecektim… ne mi yaptım? Tabi ki bekledim… Mezarlığa ulaştığımda ise kaçırdığım otobüsün beni son anda yakalanmaktan kurtardığını anlamıştım. Yani yakalanmak dedimse de polise değil. Berat’ın mezarının başında annesi ve babası duruyordu. Annesi Kuran okuyordu. Babası ise mezarın başında dikilmiş, elindeki şemsiyeyle hem kendini hem de –sanıyorum- Kuran okuyan karısını yağmurdan koruyordu. Eğer o otobüsü kaçırmamış olsaydım, her ikisiyle de mezarın başında karşılaşacaktım. Bana kim olduğumu soracaklardı muhtemelen ve ben ne diyecektim? Hiç! O anda aklıma ne gelebilirdi ki? Ortada Abuzer’in cesedi vardı. Polis beni arıyordu –ve sanırım uzunca bir süre arayacaktı-. Böyle bir durumda az kalsın kendimi açık edecektim. O an bir karar verdim. Bundan sonra Berat’ın mezarına gittiğimde uzakta kalacaktım. Onun yakınlarında olmam, yüklenmiş olduğum görevin tamamlanamadan bitmesi anlamına gelecek. Zaten yeterince vaktim de yok. Ağrılarım giderek çoğalmaya başladı. Doktorum, hastalığımın artık geri dönülmez bir seviyede olduğunu söyledi. Bir an önce adaleti yerine getirmem lazım. Ümit ettiğim tek şey; yakalanmadan ölmek. Eğer yakalanırsam bu her şeyin sonu olur. Londra’nın Whitechapel bölgesinde yaptıkları yüzünden yakalanamayan Karındeşen Jack’ın efsanesi gibi sürmeli yaptıklarım. Çocuklara musallat olan pislikler her zaman enselerinde olduğumu hissetmeliler. Onları yargılayan mahkemeler, savunan avukatlar ve aslında şeytani bir akla sahip oldukları halde onlara akıl yoksunu raporu verenler, bir kez daha düşünmeliler. İşimi bitirmeden ölmek istemiyorum. Bu beni korkutmuyor, ama gereğinden fazla sinirlendiriyor!

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •