14

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Berat’ın ailesi mezardan ayrıldıktan sonra da mezarın başına gidemedim. Yine de onunla uzaktan iletişim kurabilirdim. Sonrasında Pervin Savaş’ın evinin yolunu tuttum. Pervin’i günlerdir izliyordum. Evine her gün saat altı ya da yedi arasında geliyordu. Zamanım yeterliydi. Tek yapmam gereken hazırladığım sahte kimlikle, mezarlığın karşısında araba kiralayan üçüncü sınıf galeriden herkesin kullandığı bir araba kiralamaktı. Hazırladığı saçma sapan evraklarla kendini ve aslında bana kiraladığı arabasını garantiye aldığını zanneden galericiden aldığım araçla Pervin Savaş’ın evinin yolunu tuttum. Binanın önüne geldiğimde, alt kattaki garajın kapısının açık olduğunu gördüm. Bu iyiye işaretti. Önce belediye otobüsünü kaçırarak mezara geç gitmiştim ve bu beni Berat’ın ailesine yakalanmaktan kurtarmıştı. Şimdi ise garajın kapısı açıktı ve ortalarda kimsecikler yoktu. Kısacası şansım oldukça yaver gidiyordu. Bir süre bekledikten sonra –ve ilaçlarımı aldıktan sonra- nihayet Pervin Savaş garaja girdi. Yalnızdı… Koskoca garajda yalnızdık. Arabasından indi. Arka kapıyı açıp içeri eğildi. Ben de işte tam o anda şok cihazını dayayıverdim. Sesi bile çıkmadan olduğu yere bayıldı. Allah kahretsin! Lanet olsun! Köpeği varmış! Ve ben bunu nedense fark etmemiştim. Köpeklere alerjim var sevgili günlük! Şansım o kadar da yaver gitmiyormuş! Yapılacak en iyi şey hemen kendimi toplayıp köpeği öldürmek oldu. Üzgünüm ama buna mecburdum! Onu hemen kendi arabamın bagajına attım. Şansım varsa bir süre baygın halde kalacaktı. Fakat işimi yine şansa bırakamazdım. Çünkü bazen şansım beni bırakabiliyormuş, bunu anladım. Yolda kendine geliyor gibi oldu ama biz çoktan orman yoluna sapmıştık. Ona iğne yapmam lazımdı. Yarı baygın haldeydi ve baygınlığının tam olması lazımdı. Atacağı en ufak çığlık… düşünmek bile istemiyordum!

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •