15

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Orman yolundan epeyce yürüdüm. Çünkü bir insanı ulu orta kesemezsin! Onu asacak en uygun ağacı bulduğumda uzunca bir yol kat ettiğimi fark ettim. Hava kararmıştı… Şimdi karşımda çırılçıplak bir halde baş aşağı sallanıyordu ve hâlâ baygındı. Her ihtimale karşı ağzına bir bez parçası tıkıp, bantladım. Dedim ya, çığlık atmasını istemiyordum. Bundan sonra kendine gelse de fark etmezdi. Çekeceği acılar, cehennemde çekeceği acıların yanında bir hiçti. İlk darbeyi indirdiğimde istediğim sonucu alamadım. Yorulmuştum demek ki. Bir de sert leğen kemiğinin mukavemeti eklenmişti buna. Gücümü toplayıp, yeniden indirdim. Leğen kemiği tereyağı gibi ikiye bölünmüştü. Bunda kullandığım aletin de payı var. Jiletten daha keskindi sanki. Acıdan kendine gelir gibiydi sanki. Ya da bilmiyorum, belki de bana öyle geliyordu. Zaten o anda işim başımdan aşkındı. Bir an önce işimi bitirip, buradan ayrılmalıydım. Son darbeyi indirdiğimde kafası ortadan ikiye ayrılmıştı. İki parça sağa sola sallanıyordu. Durup seyretmek isterdim, ama buna vakit yoktu. Görevimi tamamlamıştım! Şimdi sıradakine hazırlanmalıyım! Ve en iyisini, en sona sakladım! Başkomiser Salih, Abuzer’i yakaladığı gün vurmadığına pişman olacak!

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •