17

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Kapı açıldığında, beni karşılayan genç kadın elindeki tepside getirdiği çay bardağını uzattı. Çayın şekerini karıştırdıktan sonra, farkında olmadan elim ceketimin cebine gitti. Sigara paketimi çıkarmıştım ki, bir çocuğun odasında olduğumun farkına vardım. “Sigara içecekseniz, pencereyi açayım,” dedi genç kadın ve ben daha ismini dahi bilmiyordum. “Aslında…” dedim. “Aslında,” dedi. “Ben de bir tane içsem fena olmaz.” Benim ikram ettiğim sigarayı kibarca geri çevirip, kendi sigarasından yaktı. Kıl kadar incelikteki sigarasından çektiği ilk nefesi pencereden dışarı savurduktan sonra yine, “Aslında,” dedi. “bırakmaya çalışıyorum. O yüzden bu sigaralardan kullanıyorum. Gelin görün ki, bunu bırakmak adına bir adımlık bile yol kat etmiş değilim.” “İrade meselesi tabi,” dedim, çayımdan aldığım bir yudum ve sigaramdan aldığım bir nefes sonrasında. “Siz?” “Cahit, benim ağabeyim olur. O ortancadır. Nezaket Ablam en büyüğümüz. Ben en küçükleriyim. Kevser benim adım.” “Tekrar başınız sağ olsun…” “Dostlar sağ olsun.” “Cahit Bey oğluna çok düşkün sanıyorum,” dedim etraftaki fotoğraflara bakarak. “Öyledir. Tek derdi Atalay’dır aslında. Fakat…” dedikten sonra sessizleşti Kevser. “Fakat?” dedim ben de. Başlayan cümlesini bitirmesini umuyordum. “Yengem, yani rahmetli Pervin doğurduğu günden bu zamana kadar pek ısınamadı çocuğuna. Nedeni belliydi. Sakat bir çocuk dünyaya getirmişti ne olsa. Aslında sakat değildi ki Atalay. Sadece Down Sendromu yaşayan bir çocuktu o kadar. Eksiği yoktu ki…” dediğinde farkında olmadan, “Fazlası var,” dedim. Meraklı ve belki biraz da şaşkın gözlerle bakıyordu. “Yani şu kromozom meselesi,” diye ekledim. “Demek ki biliyorsunuz,” diye gülümsedi. “Öğreniliyor,” diye geçiştirmek istedim dediğini. “Şu altı yıl önceki dava,” dedikten sonra gözlerini kısarak yüzüme dikkatlice baktı. “Siz o polissiniz!” “Hangi polis?” “Hani şu Atalay gibi Down Sendromlu olup da, cinayete kurban giden çocuğun katilini yakalayan polis,” dedikten sonra eli alnına gitti. “Nasıl da ilk seferde tanıyamadım sizi! Öyle ya; o adamın savunmasını yengem üstlenmişti.” “Siz nereden biliyorsunuz?” diye soracak oldum. “Üniversite sınavlarına hazırlanıyordum o zamanlar. Büroda telefonlara falan bakıyordum. Arada sırada da dava dosyalarına göz gezdiriyordum. Sadece meraktan tabi… Yengem bu davayı kabul ettiğinde abim karşı çıkmıştı. Kavga bile ettiler
aralarında. Böyle bir adamın savunulacak bir tarafı yok, ama sen tutmuş bu adamı düzmece bir deli raporuyla yeniden sokaklara salmaya uğraşıyorsun, demişti abim,” dedi yine sessizleşti. Bu kez tedirgindi Kevser. Gevezelik ederken ağzından kaçan lafın ne kadar önemli olduğunu, ancak lafı ettikten sonra anlayabilmişti… ve maalesef ki iş işten geçmişti. Bu cinayeti araştıran bir polise, düzmece bir rapordan bahsetmişti.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •