18

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Devam edin,” dedim bardakta kalan çayımı yudumlarken. “Düzmece diyordunuz?” “Bakın yanlış anlaşıldım sanıyorum,” diyerek ayağa kalktı. “Kevser Hanım, oturun lütfen!” dedim. Başka şansı yoktu. Bu odadan çıkarsa, onu hâkim karşısına çıkartacağımı, Cahit ve Pervin hakkında ifade verdirteceğimi, avukatlık bürosunda çalışmış biri olarak çok iyi biliyordu. “Burada biz bizeyiz. Ne anlatırsanız burada kalacağından emin olabilirsiniz,” diyerek güven aşılamaya çalışıyordum ve tabi ki de yalan söylüyordum. “Şimdi şu konu hakkında bildiklerini bana en başından anlatın lütfen!” “Bakın Salih Bey,” dedi az önce kalktığı sandalyeye otururken. “Yengem bu sabah öldürüldü ve abim bu durumu nasıl karşılayacağını dahi anlayamadı. Hasta bir çocukları var. Durumu anlamalısınız,” diyerek anlatacakları hakkında ön hazırlık yaptığı belliydi. Ağzından daha fazla laf kaçırmak istemiyordu besbelli. Atalay üzerinden de trajik bir durum yaratmaya çalışacaktı. “Düzmece rapor?” dedim umursamayarak. Belki her şey o düzmece raporla başlamıştı, ne bileyim… O düzmece rapor olmasaydı; Abuzer uzunca bir zaman ve hatta ömrünün sonuna kadar hapishanede kalacaktı, Pervin böylesine hunharca işlenmiş bir cinayete kurban gitmeyecekti. Her ne kadar ısınamasa bile çocuğuna zoraki de olsa annelik edecekti. Belki bir seri cinayet vakasıyla uğraşmak durumunda kalmayacaktı. Sıradakinin kim olacağı hakkında kafa yormayacaktık… ve belki Haydar da hâlâ ekibimde benimle beraber çalışmaya devam edecekti. O düzmece rapor olmasaydı, belki de birisi katil olmayacaktı! “Yengem yani Pervin çok hırslı bir avukattı. Her davaya bakmak için yanıp tutuşurdu. Hayattaki tek ideali hep daha fazla para kazanmak olan biriydi. Yani arkasından böyle konuşmak ne kadar doğrudur bilmiyorum, ama gerçek de bir bakıma buydu. Hırslıydı Pervin. Hem de çok hırslıydı…” dedikten sonra incecik paketten çıkardığı kıl kadar sigarasından bir tane daha yaktı. “Avukatlar öyle her davaya bakmaz. Aynı sizler gibi yani Salih Bey…” “Biliyorum,” diyerek lafını kestim. Yoksa avukatlığın çalışma prensibiyle alakalı ne varsa sayıp dökmeye kalkacaktı. Geveze insanlarla konuşmak cidden zordur. Hele de –anladığım kadarıyla- ölmüş yengesini, hayattayken de pek sevmeyen birisiyse karşınızdaki, işte bu gevezelik iki katına çıkar. “Şu rapor konusuna gelin Kevser Hanım,” diyerek konuyu benimle ilgili tarafa çekiştirdim. “Af edersiniz,” dedi. Sigarasının külünü açık olan pencereden dışarı silkeledikten sonra devam etti. “Bizimkiler genelde bu tip davalara bakmazdı. İcra, veraset işte ona benzer davalar daha kolaydı. Ağır cezalık davalar ise ciddi çalışma gerektiren işlerdi. Fakat bu camiada tanınıp rağbet görebilmeniz için de birkaç tane belki daha fazla ağır ceza davasını lehinize sonuçlandırmanız adınızın duyulmasını ve tabi bunun yanında cüzdanınızın hatırı sayılır bir şekilde şişmesini sağlar. Fakat ağır ceza davaları denince
ilk akla gelen de muhataplarınızın yani hem müvekkilinizin, hem de karşı tarafın öyle sıradan insanlar olmadığıdır. İşte Abuzer Karagül dosyası da bu türden bir dosyaydı. Adam besbelli sapık bir katilden başkası değildi. Yani idam kararı kalkmasa, tereddütsüz idam edilecek biriydi…”

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •