19

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Pervin Hanım nasıl kabul etti davayı peki?” dedim merakla. Aslında meraklı değildim. Kevser’in biraz daha detaya girmesi için öyle görünmem gerekiyordu. Bu herkesin hoşuna gider. Çünkü bilgi değerlidir ve bilen de o oranda değerlidir. Merak eden insanlar ise, bilgililerin gözünde değersiz varlıklardır. İnsan bir lokma ekmekle doyar belki, ama asla bir cümlelik bilgiyle doymaz. Konu bilgi ya da bilmek olunca sonsuz bir açlık vardır. “Aslında kabul etmedi?” dedi dudaklarını büzerek. “Nasıl? Anlamadım…” “Yani bu Abuzer Karagül olayından sonra birkaç avukat bunun davasını üstlenmek istememişler. Sanıyorum vicdan yaptılar… Neyse, yengem bu davanın konusunu adliyedeki avukatlar odasında işitmiş. Bakmış ki kimse davaya yanaşmıyor, bize haber vermeden bu adamı, yani Abuzer’i araştırmış. Onunla cezaevinde bir görüşme ayarladıktan sonra da davayı üstlenmiş. Derdi sadece isim yapmak yani. Düşünsenize böyle bir adamı ipten alacak!” “Ne kadar ücret aldığı hakkında bilginiz var mı?” “Çok fazla bir ücret talep ettiğini sanmıyorum. Dediğim gibi onun derdi ünlü olmak…” Bu bir çelişkiydi. Yani Abuzer’in ablası ve eniştesiyle görüştüğümde bana Pervin’in, babalarının dükkânını üzerine geçirdiğinden bahsetmişlerdi. Demek ki Kevser’in bundan haberi yoktu. Acaba Cahit’in haberi var mıydı, bunu da onunla konuştuktan sonra öğrenecektik. “Rapor?” dedim. “Abuzer’in deli olduğuna dair raporu veren heyetten bazılarını tanıyormuş. Beş kişilik kurulun tamamından Abuzer’in cezai ehliyetinin olmadığına dair raporu almayı başardı.” “Düzmece olduğunu nereden biliyorsunuz peki?” diye ısrar ettim. Şu ana kadar anladığım şey; Kevser, düzmece lafını ağzından kaçırmıştı. Şimdi de bu lafı toparlayabilmek için lafı uzatıyordu. “Yani düzmece demekteki maksadım genel,” diyecek oldu. Dizlerini oynatıyordu. Sinirlenmişti. Kontrol bendeydi. “Bu ciddi bir iddia olduğu için ısrar ediyorum. Bunu zaten biliyorsunuz diye umuyorum. Bir davada bilgi saklamak ciddi bir suçtur. Bu yüzden hâkim karşısına çıkabilirsiniz ve sonrasında yaşayacaklarınız hoş şeyler olmazlar…” “Biliyorum…” dedi lafımın arasına girerek. Omuzları düşmüştü sanki. “O yüzden ne biliyorsanız anlatın Kevser Hanım. Gereksiz laf kalabalıklarıyla yormayın beni…”

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •