2

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Biliyorum biliyorum. Anlattı sabah. Valla iyi düşünmüşsünüz de, bu adamı da bu şekilde gözaltında tutamayız. Buna bir çare bulmak lazım,” dedikten sonra simidinden bir ısırık daha aldı. Ağzındaki lokmayı çiğnerken bir şeyler diyecekmiş gibi, yerinde hareketlendi. Lokmasını yuttuğunda, ağzındaki bakla da çıktı. “Koruma verelim bu herife. Yirmi dört saat ensesinde olsun.” “Fakat koruması olduğunun belli olmaması lazım,” dedi Kenan. Rasim sadece başını salladı. Aklıma son zamanlarda tırmanışa geçen kadın cinayetleri geldi haliyle. Kendimizi eleştirmediğimiz konulardan biriydi. Mahkemenin koruma atayıp da koruyamadığı kocaları tarafından öldürülen kadınlar. Mahkemede bile öldürülen kadınlar vardı ve biz işini iyi yapan bir katilden, bir pedofili korumaya çalışacaktık. Bu meslekte her gün yeni şeylerle karşılaşıp, her birine ayrı ayrı şaşırmamanız mümkün değildi. Mesleğe yeni başlayan için de, benim gibi bu meslekte dinozorlaşan için de her seferinde şaşkınlık yaratacak bir sürü enstantane yakalamak mümkündü. Biz bir yandan bunları konuşup, bir yandan da çaylarımızı yudumlarken, içeri giren telaşlı adamı ilk fark eden Selçuk oldu. “Buyurun?” “Başkomiser Salih Mercan’la konuşmak istiyorum!” dedi sıkıntılı ifadeyle… ve sanıyorum ki, biraz da sinirliydi. “Salih benim,” diyerek ayağa kalkıp, yanına gittim. “Ben Cahit Savaş. Avukat Pervin Savaş’ın eşiyim,” dedikten sonra, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “İyi misiniz?” diye sorsam da, iyi olmadığı belli oluyordu. Rasim da yanımıza gelmişti. Adamın koluna girip, “Şöyle oturun lütfen,” diyerek yer gösterdi. “Kusura bakmayın. Tansiyonum düştü sanırım,” diyen Cahit’e, masanın üzerindeki sürahiden bir bardak su doldurup, uzattım ve Cahit neredeyse nefes almadan bardaktaki suyu içtikten sonra derin derin birkaç kez nefes aldı. Hepimiz merakla adama bakıyorduk. Aslında sakinleşmesini bekliyorduk. Bir süre sonra Cahit’in rengi, soluğu yerine gelir gibi oldu. “Buyurun Cahit Bey? Sizi dinliyorum,” dedim. “Karım dünden bu yana ortalarda yok,” dedi sıkıntıyla. Normalde bu durumu asayişe bildirmesi, kayıp başvurusunda falan bulunması gerekiyordu, ama bu durum o normal durumlardan değildi. Pervin’i bir tek ben aramıyordum anlaşılan. “Telefonu…” derken sözümü kesti. “Dün akşamdan bu yana en az yüz defa aradım. Hiçbir aramama cevap vermedi. Sadece duruşmalarda bakmaz telefonuna. Benden gelen aramaları mutlaka yanıtlar. Uygun değilse bile cevap verir, uygun olmadığını söyler. Ben de avukatım. Aramızdaki iletişimin kuralı budur,” dedikten sonra kalkıp, kendine bir bardak su daha doldurdu ve
yerine oturdu. “Dün saat on ikiyi çeyrek geçe aradığımda telefonuna ulaşılamıyordu. Önceki aramalarımı reddetmişti oysa. Ben de korkmaya başladım. Bir oğlumuz var. Çok hassastır. Ona bir şeyler belli etmemek için ne kadar uğraştığımı anlatamam. Fakat sabahı zor ettim.”

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •