20

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Doçent Doktor Nusret Kül heyete başkanlık etmişti…” dedi birden. Kafamda şimşekler çaktı. Bu, Abuzer’in yattığı –daha doğrusu cezasını çektiği- hastanenin başhekimiydi… Kevser, diğer isimleri hatırlamadığını söyledi. İnanmıştım. Çünkü Nusret’i unutmamasının bir sebebi vardı; rapor işini Nusret’ten bağlamıştı. Nusret –sanıyorum siyasi de bir gücü vardı- diğer doktorları bir şekilde ikna etmişti. Sebebi vardı demiştim ya; Kevser’in anlattıklarına bakılırsa Nusret ve Pervin arasında da bir ilişki vardı. Kevser anlatmaya devam ediyordu… Cahit’in aptallığından bahsetti uzun uzun. Pervin’in Nusret’le olan ilişkisinin farkına varamadığını, hatta Pervin’in günün birinde onu ve Atalay’ı terk edip gideceğini bildiğini, bu kadının hırsının artık önüne geçilemez olduğu gibi tüm detayları anlattıktan sonra ayağa kalktı. “Abimin bu işlerden haberinin olduğunu sanmıyorum. Onun tek derdi Atalay’dı. Annesinin bir nebze sevgi göstermediği oğluna hem annelik, hem babalık yapmaktan başka gayesi yoktu Salih Bey… Umarım bu anlattıklarımı, yani Pervin ve Nusret arasındaki ilişkiyi ona anlatıp, onu büsbütün yıkmazsınız. Abim yengemi çok seviyordu inanın. Ona âşıktı!” Cahit’in yaşayacağı duygusal gelgitlere kafa yoracak değildim. Ölmüş karısının hayattayken ne haltlar karıştırdığı beni ilgilendirmiyordu. Duygusuz muydum? Asla! Araştırmam gereken bir dava vardı önümde. İnsanlar kendilerine hak olan ölümle, hak etmedikleri şekilde karşılaşmıştı. Birinin, bir başkasını öldürmesini asla onaylayacak insanlardan değildim. Bir kere yaptığım ve yıllarımı verdiğim bu işin özü buna engeldi. Sonra; Allah’ın verdiği canı sadece Allah alabilirdi. Kimin ne düşündüğü ise zerre kadar umurumda değildi! Birisi çıkmış ve aklı sıra intikam alarak adaleti yerine getirdiğine inanıyordu. Öyleyse yasalar neden vardı? Tamam, elbette bazen içten içe de olsa yasalara isyan ettiğimiz zamanlarımız oluyordu. Fakat bu kimseye, bir başkasına zarar verme hakkını veriyor anlamı taşımıyordu. İntikam demişken; mesleğe ilk başladığım yıllarda bir kan davası üzerinde çalışıyorduk. Usta dediğimiz bir Başkomiser’in emrindeydim. Fazıl Abi. Biz aramızda ona usta derdik, emniyettekiler ise Filozof Fazıl. Belki de onlar haklıydı. İşte o kan davasının failini alıp, işlediği cinayeti itiraf ettirdikten sonra katil cezaevine giderken ardından bakarak, “Şimdi bunun amcasının oğlunu öldüren adamı, bu öldürmüş ya bak gör ne biçim rağbet görecek. Halbuki öyle mi ya? Ne gezer! Allah, insanlara gönderdiği her kitapta “Öldürmeyeceksin!” dememiş mi? Buna ne oluyor o zaman? Ya bunun gibilere… Kendilerini Allah’ın üzerinde mi görüyorlar? Hâşâ! Dertleri intikam dedikleri o hissiyatı beslemek. İntikam alınınca vicdanları rahatlıyor, mezarında yatarken dünyayla alakası kalmamış adamın da ruhu huzura eriyor öyle mi? Hadi canım sen de! Gidip görmüşler mi peki ruhunun huzura erdiğini? Gitse gelemez ya, o da ayrı mesele… İntikam Salih!

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •