21

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

İntikam hiçbir zaman ölene fayda sağlamaz! Ama nedense öyle olduğu düşünülür, öyle olduğuna inanılır ve sonuçta akıllar kandırılır. Sadece o intikam denen hırsı besleyenler için kutsaldır o kadar. Aklı başında hiçbir insan için geçerliliği yoktur. Hele de Allah’a inananlar için. Sen hiç gördün mü intikamdan fayda sağlayanları? Görmedin… Göremezsin de zaten. İşte gidiyor bak bir tanesi de. Neymiş? Töreymiş! Yat on beş, yirmi sene de gör töreyi. Bu töre derken bunun aklına kan davasını sokanlar da gencecik karısına, kızına başka şeylerini… Tövbe yarabbi! Bu kan davasıymış, töreymiş diye tutturan o ağalar, o şıhlar, o aile meclisindeki bunaklar ne diye kendileri halletmez işlerini de bunlara gördürürler. Hani töre kutsaldı? O zaman kendi işini kendin hallet de gel buraya! Sen girsene o kadar seneliğine hapse! Ama yoook! İşte böyle salaklara kalır töreyi korumak! Yatsın işte kuzu kuzu. Hapishanedeki koğuş ağalarının ayaklarını yıkasın şimdi! Tabi birinin karısı olmazsa…!” Ben bunları düşünürken, Kevser odadan çıkmıştı. Dışarıdaki seslere bakılırsa Cahit gelmişti. Odanın kapısına yürürken, kapı açılmıştı. Cahit karşımda duruyordu. Tam bir yıkıntıydı. Kıpkırmızı gözleri ağlamaktan şişmişti besbelli ve halen nemliydi. “Hoş geldiniz Salih Bey,” dedi titrek sesiyle. Hoş bulmamıştım adamı. Hoş bulunacak bir durumu yoktu da zaten. Hoş bulduk demek yerine, “Başınız sağ olsun,” dedim. En uygun cümle de buydu şu an için. Cahit içeri geçtikten sonra hemen ardından üzerinde üç çay bardağı olan çay tepsisiyle Kevser de ardından girdi. Neler konuşacağımızı, daha doğrusu benim neler soracağımı merak ediyordu. Bilmek istiyordu yani… Tam konuya girecektim ki telefonum çaldı. Arayan Rasim’ti. “Yahu Salih!” diye girdi bodoslamadan konuya. “Bu nezarete aldığınız herif yok mu?” Şu eski sabıkalı pedofilden bahsediyordu. “Evet?” dedim. “Adam ben şurdan şuraya gitmem diye yaygara yapıyormuş. Beni dışarıda koruyamazsınız. Beni tekrar nezarete alın diye tebelleş olmuş bizimkilere. İlla da Salih Başkomiserim’le görüşeceğim demiş çökmüş kapıya. Haberin olsun.” “Ne yapılabilir Müdürüm?” dediğimde, karşıdan bir poflama geldi. “Kıçımıza sokacak halimiz yok eşşek kadar herifi. Alalım bari nezarete de sen gelince konuşursun artık. Hiç uğraşamam bununla haberin olsun. Hallet bu işi! Bu arada, buraya gelince seninle konuşmam lazım… Önemli!” dedikten sonra telefonu kapattı. Ben ise şimdi onu düşünecek durumda değildim. Kevser çayları bırakıp, Atalay’ın yatağının ucuna oturdu. Gözü bendeydi. “Kevser Hanım, bizi Cahit Bey’le yalnız bırakır mısınız?” dedim. “Ama…” diyecek oldu Kevser. Fakat Cahit, “Bizi Salih Bey’le yalnız bırak Kevser,” dedi. “İçeriye de kimseyi alma!” Kevser çaresiz dışarı çıkmıştı. Benden ziyade Cahit de o yönde bir istekte bulununca başka seçeneği kalmamıştı.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •