23

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Konuyu sizin kadar biliyorum, ama sadece kendime düşen tarafını. Malum, bizler sadece yakalar, adalete teslim ederiz. Sonrası da bizi ilgilendirmez zaten. Çünkü ardından mutlaka yeni dosyalar gelir,” dedim, ama gülmeyerek. “Pervin kafasına koymuştu. Zaten hırslıydı. Para kazanmak için yanıp tutuşan bir hali olmuştu son zamanlarda. Hep daha fazlasını istiyordu. Fakat bu dava onun için paradan da değerliydi. İstanbul’un en ünlü avukatı olma derdindeydi…” diye devam eden cümleleri hemen hemen Kevser’in anlattıklarıyla aynıydı. Cahit de bilgisayarlardaki kopyala/yapıştır tarzında anlatıyordu tüm bildiklerini ve aynı şeyleri ikinci kez –belki biraz anlatım/yorum farkıyla- tekrardan dinliyordum. Sıkılmış mıydım? Kesinlikle! Herhangi bir tehdit alıp almadıklarını sorduğumda, hiç böyle bir durumun başlarına gelmediğini söyledi Cahit. Onun derdi lanetli olduğuna kendini son derece inandırdığı davaydı. Atalay’ın belki de bu dava yüzünden sırf onlara ders olsun diye böyle doğduğuna inandırmıştı kendini… Ve en sonunda Pervin’in de bu şekilde ölmesinin arkasında da bu dava vardı. “Dedim ya Salih Bey; insan kaderinin önüne geçemiyor ve her ne şekilde olursa olsun bunu kabullenmekten başka bir yol da olmuyor. Pervin, Atalay’ın durumunun bir kader olduğuna hiçbir zaman inanmadı. Belki de yaptıklarının bir bedeliydi bu. Tabi burada sözünü ettiğimiz kendi oğlumuz. Bu kadar başarılı bir hayatın bize sunduğuna bak demişti bir keresinde ve hayatımda belki de ilk kez bir kadına, hem de kendi karıma tokat atmıştım. Sonraları pişman olmuştum tabi, ama attığım o tokatla birçok şeyi yıktığımı da anlamıştım. Pervin o andan itibaren beni ve Atalay’ı terk edip gidebilirdi. Okumuş, kariyer yapmış bir kadın böyle şeyleri kaldıramaz. Hele de kendi ayakları üzerinde durabiliyorsa. Fakat o öyle yapmadı. Bizimle kalmaya devam etti. Aradan zaman geçtikten sonra anlamıştım, aslında Pervin’in beni ve Atalay’ı hâlâ sevdiğini. Zaman aramızdaki o tatsız olayı unutturmamıştı belki. Aksine Pervin biraz daha aklı başında davranır olmuştu. İnanıyordum ki zaman ilerledikçe o da Atalay’a benim davrandığım gibi, hatta belki benden bile daha fazla sevgi gösterecekti. Lakin kader dedim ya, önüne kimse geçemiyor.” “Peki, Abuzer Karagül’ü hapis cezasından kurtaran raporun doğruluğu ne derecededir?” “Anlamadım?” dedi ciddileşerek. “Aldığımız duyumlar neticesinde konuşuyorum tabi. Raporun düzmece olduğu yönünde bilgilere ulaştık,” dedim Kevser’le –şimdilik- yaptığımız anlaşmaya sadık kalarak. “Bunlar, bu tip davalarda her zaman konu edilen noktalardır Salih Bey. Ben de Pervin’e çalıştığı dosyalarda olduğu gibi, bu dosyada da yardım ettim normal olarak. Kariyerlerinde çok başarılı doktorlar tarafından verilmiş bir rapordu o. Zaten böyle bir raporu hazırlamaya kimsenin bırakın gücünü, cesareti dahi yetmez. Kimse, kimse için diplomasını, kariyerini, mesleğini tehlikeye atmaz. Hele de biz hukukçular bu konunun yasalarla bağdaşmadığını bildikten sonra… Kimin ne dediğini bilmiyorum, ama bu sadece ucuz bir karalamadan başka bir şey değil!”

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •