25

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Merkeze geldiğimde, Rasim’den aldığım talimat gereği hemen yanına gittim. Yoldayken aklımda berbere gidip, uzayan saçımı sakalımı yoluna koymak vardı. Fakat o iş sanırım akşama kalacaktı. Kaç gündür yüzüme jilet değmemişti… “Müdürüm müsait misin?” diyerek açık olan kapısından başımı içeri uzattım. “Gel Salih, gel!” dedi Rasim. “Çay içelim mi?” diye sordu koltuğuna otururken. “İyi olur,” dedikten sonra masasının karşısındaki koltuklardan birine oturdum.
“Nasıl gidiyor?” dedi anlamadığım bir tuhaflıkla. Çayları söylemişti. “İnsanlar ölüyor,” dedim. “Nasıl gitsin?” “Onu demiyorum be kardeşim,” dedi yüzünü ekşiterek. “Yok mu daha somut bir
şey?”
“Aslında var… Ama…” “Aması ne?” “Sabah bulduğumuz kadının, yani Pervin Savaş’ın evine gittim. İlginç bazı bilgiler edindim.” “Neymiş?” dediğinde çaylar gelmişti. Kaşlarını yukarı kaldırarak, konuşma der gibi baktı. Bunu demesine gerek yoktu aslında. Bunca yıllık bir polis olarak, nerede konuşulup, nerede susulacağını bilecek durumdaydım. Çayları getiren hizmetli dışarı çıkarken, “Kapıyı kapat!” diye seslendi Rasim. Sonra yeniden bana döndü. “Evet?” “Pervin’in kocasının kardeşiyle…” derken araya girdi Rasim. “Görümcesi yani?” “Evet, öyle deniyordu değil mi? Her neyse adı Kevser. İlk anladığım yengesini pek seven biri değil. Fakat daha öncesinde, daha öleli birkaç saat olmuş bir kadının helvasının kavrulması garibime gitti. Yani Pervin ailede çok sevilen biri olsa, ne bileyim öyle hemen helva falan düşünülmez. Yani bizim de ölenlerimiz oldu geçmişte…” “Haklısın,” dedi çayından bir yudum alıp arkasına yaslanırken. “Yangından mal kaçırır gibi… Görümce diyordun?” “Anlattıkları, dedim ya tuhaftı. Dediğine göre Pervin kocasını, yani Cahit’i bir başkasıyla aldatıyormuş…” “Hadi yaa!” dedi sırıtarak. “Kocasının haberi yokmuş, Kevser’in dediğine göre. Ama Kevser bu durumdan gayet emin gibiydi. Benim kafamı kurcalayan da bu oldu. Ya Cahit de karısının kendini aldattığından haberdarsa, diye düşündüm…” “Doğru düşünmüşsün…” “Cahit’in haberi olmadığını var sayamam. Neticede bu bir erkeğin öyle uluorta falını edeceği türden bir durum değil. İnsan kendine bile söylemeye utanır, çekinir. Belli etmemeye çalışıyor olabilir. Fakat yine de emin olmak lazım…” “Orası öyle…” dedi Rasim başını sallayarak. “Bir başka konu da Pervin ve Cahit Savaş çiftinin dört yaşında bir erkek çocukları var. Atalay isminde… ve çocukta Down Sendromu var.” “Parçalar yerine oturuyor öyleyse…” “Dedim ya Müdürüm, tam emin olamıyorum o parçaların, aradığımız parçalar olduğundan. Fakat somut olmasalar da değerlendirilmesi gereken ipuçları bunlar.” “Valla biz öyle Sherlock Holmes gibi hikaye falan değiliz Salih. Gerçek polisleriz. O yüzden yaptığımız hatalarda okuyucunun tepkisiyle değil, savcının soruşturmasıyla karşı karşıya kalırız. Bulabildiğin en net delillerle, ona göre davranman lazım…”

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •