5

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

İstanbul’un azgın trafiği daha ortalara atmamıştı kendisini ve biz iki araçtan oluşan mini konvoyumuzla Ayazağa’dan çıkıp, ormanlık alana ilerliyorduk. Önümüzdeki araçta Selçuk ve Şeref vardı, bizimkinde de geri kalan grup; yani ben, Kenan ve Selim.
“İnşallah birileri de benim hakkımda yaygara yapmaz,” dedi Selim, sigarasını yakarken. “Niye öyle dedin ki şimdi?” dedim, biten sigaramı camdan dışarı atarken. “Yahu bu kadınla, yani şu avukatla meselem vardı ya?” “Varsa var… N’olmuş?” “Yok bu kadının öldüğüne sevinmiştir, yok bilmem ne olmuştur diye ileri geri konuşanlar olacak mutlaka. İşin yoksa millete anlat dur.” “Valla isteyen istediğini söyler Selim,” dedi arka koltukta oturan Kenan. “Bana da neler demişlerdi. Sonuç? Ben yine buradayım.” “Kenan doğru söylüyor Selim. Seninle ne alakası var. Boş yere kuruntu yapma!” “Kuruntudan değil abi,” dedi oflayarak. “Yani kuruntu ediyorsam bile haklıyım ne olsa. Haydar’ın başına gelenler belli. Ben yapamam abi şu saatten sonra, karakolda falan.” “Ne varmış karakolda? Oradakiler polis değil mi? Hem Haydar bir şeyler yaşıyorsa, kendi gevşek ağızlılığı yüzünden yaşıyor. Kimseye de diyecek lafı yok Selim. Selçuk ondan yaşça küçük ama rütbece büyük olmasına rağmen kaç kere yumuşak dille ikaz etmedi mi?” “Abi neden lafı en olmadık yerinden anlıyorsun ki şimdi?” diyecek oldu. Ortam durduk yere gerilmeye başlamıştı. “Bak Selim. Sinirli olduğunu biliyorum. İkimiz de sinirlenirsek sonuçlar ikimiz için de hayırlı sonuçlanmaz!” dedim sertçe. Ortamın gerildiğinin farkında olan biri daha vardı. Kenan arka koltuktan, “Salih Abi’nin hakkı var Selim,” dedi. “Bu kadının başına gelenlerle alakalı en son yargılanacak insan sensin. Kaldı ki bu kadının katilini yakalamak da bizim ekibin işi. O yüzden sakin olmamızda fayda var. Gereksiz vesveseler akıl bırakmaz insanda. Hatta bırakmıyor da. Yaşadığım için biliyorum ve seni en iyi ben anlıyorum kardeşim.” “Millet…” diyecek olduysa da, artık bu konu canımı sıkmaya başlamıştı. “Milletin anasını eşşekler kovalasın!” dedim araya girerek. “Sen bunu yapanı almak istiyor musun ona bak! İstiyor musun? İstemiyor musun?” “İşimiz bu Abi,” dedi sessizce. “Hah! İşte onu de bana!” İleride polis araçlarının tepe lambaları göründü. Ortalık epeyce kalabalıktı. Hava yeni yeni aydınlanmasına rağmen ilk göze çarpanlar ise olay yeri incelemenin beyaz melekleriydi. Beyaz melekler… Böyle derdi bizim Haydar. Ulan çocuk iki günde yalan oldu be! Bende de var bir vefasızlık. Arayıp sormuyordum kaç gündür. Ne haldeydi şu aralar kim bilir? Aklıma dahi gelmemişti şu ana kadar.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •