6

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Araçları uygun bir yere park ettikten sonra ağaçlık alanda yürümeye başladık. Sarıçam, kızılçam ve ardıç; yani çam sülalesinden oluşan sık olmasa da öyle seyrek de olmayan bir orman… İçerilere doğru yürürken durdum. Benimle beraber bizimkiler de durdu. Geriye dönüp, geldiğimiz tarafa baktım. Herhalde yüz metre kadar ancak yürümüştük. “Hayrola Abi?” dedi Selim. “N’oldu?” Elimle geldiğimiz tarafı işaret ettim. “Ne görüyorsunuz?” “Ağaçları,” dedi her ikisi de. “Başka?” “Nasıl başka? Başka ne göreceğiz ki?” diyen Selim’di. Kenan ise sırıtıyordu. “Hiçbir şey,” dedi sigarasını yakarken. “Yoldan tamamen gizli burası. Hele de daha içerilere gitmişlerse, imkanı yok yoldan gelen geçen görmesi.” “Haklısın,” dedim. “Sence bu kadını bu kadar mesafeye nasıl getirdi?” “Omzunda taşıyarak deme hakkımı kullanmak istiyorum, ama önce şu cesedi bir görmesek mi?” dedikten sonra tekrar ormanın içlerine doğru yürümeye başladı Kenan. “Beraber yürüdük biz bu yollarda!” diye bir şarkı söylemeye başladı alaylı alaylı. “Propaganda yapmayalım beyler. Netice de memuruz,” dedim ben de aynı alaylı tavırla. Gece yağan yağmurdan dolayı her yer ıslaktı. Yerdeki çamurla yüz göz olmamak için, otların üzerine basarak yürümeye çalışsam da yine de ayakkabılarım arada sırada çamura gömülmeden edemiyorlardı. Pantolon paçalarım artık yer yer değil, yerli çamur olmuştu. Yoldan yaklaşık iki ya da üç yüz metre yürüdükten sonra insanın sadece filmlerde rastlayabileceği görüntü tam karşımızdaydı… ve bu manzarayı tarif etmek, insanın aklına zarardan başka bir şey değildi. Her ne kadar cesedin durumunu tarif etseler de, inanın bana bu cesedin bu halini çıplak gözle görmek dehşet vericiydi. Katil, konusu vahşet olan bir resmi, ormanda sergilenmesi için karşımızdaki ağaca asmıştı! Pervin Savaş’ın olduğunu tahmin ettiğimiz –aslında emin olduğumuz- ceset tam karşımızda baş aşağı sallanıyordu. “Eğer bunu yapan aynı katilse lafını bile kullanmıyorum Abi… ki bana göre bu aynı katilin işi; Abuzer’e daha insaflı davranmış!” diyen Selçuk’un beti benzi atmıştı. Evet… Abuzer’e daha insaflı yaklaşmıştı kuşkusuz. Pervin Savaş, büyükçe bir sarıçamın yere en yakın ve üstteki dalların aksine tamamen kurumuş, kalın dallarından birinde, baş aşağı sallanıyordu. Çırılçıplaktı ve çırılçıplak olması bu manzara karşısında dikkat edilecek en son şeydi. Kadıncağız iki parça halinde, kuru ve kalın daldan aşağı sarkıyordu. Kafası da dâhil olmak üzere bedeni, kalçasından aşağıya doğru tam ortadan ikiye ayrılmıştı. İç organlarının bir kısmı hâlâ bedeninden aşağı sarkmaktaydı. Geride kalan organları ise
yerdeydi. Beyninin sağ tarafı yerde, sol tarafı ise kafatasının içindeydi. Tabi, beyinden arta kalanlar demek daha doğru olur…

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •