7

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Beşimiz de donmuş halde önümüzde sallanan cesede bakıyorduk. Kimse bir şey söylemeye cesaret edemiyordu sanki. Tarifi mümkün olmayan bir hal vardı beşimizin üzerinde de. Vahşet tanımını yapmak ise bu manzarayı gördükten sonra biraz hafif kaçıyordu. Bir an aklımdan keşke bu cesedi bulmasaydık, diye geçti. Öyle yani, ne yalan söyleyeyim. Kenan’ın ağzındaki sigaranın külü iyiden iyiye sarkmıştı. Farkında bile değildi. Şeref, ellerini ensesinde birleştirmiş halde dikiliyordu. Selim şaşkınlıktan ilk kurtulanımızdı. Ağır adımlarla ve yerdeki delil işaretlerine dikkat ederek cesedin sol parçasının yanına gitti. Selçuk da ondan cesaret alarak, sağ parçanın salladığı tarafa yürüdü. İstanbul’un üzeri bulutlarla kaplıydı ve güneşten eser yoktu. Zaten güneş çıkmış olsa da bu sık ormanlık alanda bize yetecek ışığını ulaştıramazdı. Selim ve Selçuk el fenerlerini çıkarıp, kadının baştan aşağıya ikiye ayrılmış haldeki cesedinin kesik kısımlarına bakmaya başladılar. “Tek darbe gibi geliyor bana,” diye seslendi Selçuk. “Yani Abuzer’in cesedindeki kesikleri andırıyor!” “Bence de!” diye onayladı Selim. “Bu bizim aradığımız katilin işi olabilir!” Kenan, “Gözümüz aydın…” dedikten sonra durakladı. “Aslında…” dedi, yine durakladı. “O ağzındaki bakla mı senin?” diyecek oldum. Sırıttı. “Nur topu gibi bir seri katilimiz oldu diyecektim, ama…” dedi. Yine sustu. Anlamıştım. Bu Kenan’ın karşılaştığı ilk seri cinayet olayı değildi. Kan Sıcağı Katili’ni aklına getirdiğini anlamıştım. “Bu insanlara neler oluyor Başkomiserim,” diyen sesin sahibini tanıyordum. Olay yeri incelemeden Turgut’tu bu. “Ne bileyim kardeşim?” diyebildim sadece. “Allah aşkına indirin şunu da, otopsiye gönderin hemen!” dedim. Kimin geleceği umurumda değildi. Bu zavallının böyle bir durumda kalmasına daha fazla tahammül edemezdim. Adli Tıp görevlileri cesedi alacakları sırada Selçuk, “Durun bir dakika!” dedi. “N’oldu?” diyerek yanına gittiğimde, kadının kendinden tarafındaki kısmının bel hizasına doğrulttu elindeki fenerini. “Görüyor musun?” “Evet,” dedim. Baktığımı, görüyordum. Elektrikli şok cihazlarının bıraktığı ize benzer bir iz vardı. Aralarında iki santimetre mesafe olan iki kararmış nokta ve bu iki noktayı birleştiren kızarık izi. “Adli Tıp! Bu tarafa baksana!” diye seslendi bu kez Selim, diğer parçanın yanından.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •