8

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

“Sende ne var?” “Gel Abi, gel!” dedi. Kadının saçlarının arasında sümüksü bir materyal vardı. “Sperm değildir herhalde,” dedikten sonra feneri iyice yaklaştırdı. Kadının beyni burnumun dibinden, aşağıya sallanıyordu. “Balgam gibi bir şeye benziyor!” dedi sevinçle. “Sanırım fiyakalı bir ipucumuz var artık!” Pervin Savaş’ın vücudundan fışkıran kanlar, katilin cesedi kesiş yönünde oldukça yoğundu. Bizim beyaz melekler -yani olay yeri inceleme- katilin kullandığı cinayet aletinden etrafa dağılan kanların cesede olan uzaklığı ve yarattığı diyagonallığa bakarak, Abuzer’in evindeki verilerle karşılaştırmışlar ve bu cinayetin de aynı katil tarafından işlendiğine karar vermişlerdi. Bıraktığı ayak izlerinin yapısı ve derinliği de hesaba katıldığında ve buna ek olarak Agit’in ifadesi de göz önüne alındığında aradığımız katilin bir yetmiş, bir seksen metre arası boylarda olduğu ortaya çıkıyordu… ve bu memlekette bu boy aralığı oldukça fazlaydı. Biz cesetle uğraşırken, Kenan ve Şeref de olay yeri incelemeden aldıkları projektöre benzeyen kocaman bir fenerle katilin bıraktığını düşündükleri ayak izlerini inceliyorlardı. Ne bulduklarını ilk başta anlamasam da Kenan’ın bir ize rastladığı belliydi. Eline aldığı bir cımbızla elli metre ötemizdeki izden bir şeyler alıp, delil torbasına koyuyordu. “Nedir o?” dedim onlara doğru. “Metal talaşı! Demir ya da alüminyum olabilir. Tam emin değilim!” diye seslendi. “Bu sefer dikkatsiz davranmış anlaşılan!” İlk olayda tertemiz çalışıp(!), bu olayda ise böyle hatalar yapması garibime gitmişti. İşimiz laboratuvardan gelecek sonuçlara kalıyordu. Kim olduğunu belki bulamayabilirdik, ama neyin nesi olduğu hakkında bir fikrimiz mutlaka olurdu. “Başka bir şey daha var!” dedi Selçuk. “Nedir?” dedim heyecanla. “Bazı toprak parçaları buldum. Buradaki zeminden farklı gibi geldi bana. Belki de yanılıyorumdur.” “Olsun! Sen yine de örneğini al. Bakarsın ondan da bir şeyler çıkar…” dedim bu kez. Bizimkiler etrafı didik didik ediyordu sanki. Elimizdeki sudokuya ilk numarayı yazacaktık en sonunda! Pervin’in cesedinin ilk incelmesini bitiren Selim ve Selçuk, adli tıp görevlisine, artık cesedi alabileceklerini söyledikten sonra yerdeki izleri aramaya koyulan Kenan ve Şeref’e katıldılar. İki parça cesedi ve cesede ait olan iç organları, ayrı ayrı ceset torbalarına koyan adli tıp ekibi, ağır adımlarla ilerideki araca doğru yol alırken, ben de cesedi bulanlar hakkında bilgi topluyordum. Cesedi bulanlar üç kişilik orman muhafaza ekibiydi. Dediklerine göre iki saat önce sabit telefondan gelen isimsiz bir ihbar almışlar. İhbarı yapan bu bölgede kaçak
avlanan avcılar olduğunu söylemiş. Numarayı kontrol ettirdiğimde ise beni şaşırtmayan bir sonuçla karşılaştım. Arama Kurtuluş’taki ankesörlü bir telefon kulübesinden gelmişti. İhbarı yapanın aradığımız katil olduğunu düşünmeden edememiştim de, neden böyle bir ihbarı yapma gereği duymuştu işte onu anlamamıştım… ve o telefonu etmek için neden Kurtuluş’a kadar gitmeyi yeğlemişti?

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •