9

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bize ne anlatmak istediği ya da neyi ispatlamaya çalıştığı inanın umurumda bile değildi. Evet; her ne kadar dile getirmesem de, belki Abuzer layığını bulmuştu, ama Pervin her ne kadar hırslı olsa da, böyle bir ölümü kimse hak etmiyordu. Hoşuna gitmeyen insanları öldürenleri de belki anlayabilirim, ama böylesine hunharca bir infaz şekli inanın bana insanım diye ortalıkta dolanan kimsenin aklının alacağı türden bir eziyet değildi. Telefonum çalıyormuş, ama ben farkında değildim. Yağmur da başlamıştı üstelik. Kenan’ın ikazıyla çalan telefonuma cevap verdim. Arayan Pervin’in kocası Cahit’di. “Onu bulduğunuzu duydum,” dedi. Sesi titriyordu. “Evet,” diye cevapladım tedirgin kocayı. “Nasıl? İyi mi?” Hayır değildi. Hatta kötü bile değildi. Daha başkaydı. Hem de bambaşkaydı. Bu durum öyle pat diye nasıl söylenirdi ki? “Hayır Cahit Bey. Karınızı iki parça halinde bulduk. Yok yok, öyle iki parça değil. Yukarıdan aşağıya ortadan ikiye ayrılmış. İç organlarının ve beyninin bir kısmı da yerdeydi. Bir ağacın dallarından aşağı sallanmaktaydı. Evet. Bileklerinden ağaca bağlanmış ve yeni kesilmiş kasaplık bir hayvan gibi ortadan ikiye ayrılmış!” Elbette bu şekilde söylenemezdi. “Hayatını kaybetmiş Cahit Bey. Başınız sağ olsun!” dedim pat diye. O laflar ağzımdan, o kadar seri bir halde nasıl döküldü anlayamamıştım. Telefonun karşısındaki ses bir süre kayboldu. “Cahit Bey! Cahit Bey iyi misiniz? Cahit Bey cevap verin!” dediğimde Cahit cevap vermek yerine feryat etmeyi seçmişti. “Allahııııııım!” diye bir ses yükseldi telefonun öteki ucundan. “Allahım sen bana sabır ver Yarabbiiiiii!” diye ağlıyordu adam. “Cahit Bey! Sakin olun lütfen!” demiştim demesine de, az önceki manzara beni de allak bullak etmişti. Adam daha karısının ne halde olduğunu bile bilmiyordu. Sadece öldüğünü biliyordu o kadar. Ceset teşhisine gerek bile yoktu bir de. Hem kime, neyi, nasıl, ne deyip de gösterecektim ki? Telefonun ucundaki adama metin olmasını söylemek ne derece etkiliyse, işte benim bunu başarmam da o derece mümkün olmuştu. Yani hiç. Sanıyorum Cahit telefonunu kapatmayı unutmuştu. Çünkü karşıdan gelen sese bakılırsa telefon ya elinden düşmüştü, ya da bir yere bırakmıştı. O halde telefonu düşünecek durumda olmadığından, sanıyorum yerdeki telefonundan ona hâlâ sakin olmasını yineleyip duruyordum. Neden sonra, tam artık ben telefonu kapatacakken, “Onu görebilir miyim?” diyebildi Cahit.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •